İnsan Sağlığı ve Su

2013-03-29 00:39:00
İnsan Sağlığı ve Su |  görsel 1

İnsanoğlunun yaşamını sürdürebilmek için suya olan gereksinimi kaçınılmaz bir gerçektir. Son yıllarda dünya çapındaki endüstriyel gelişim ve toplum nüfuslarındaki hızlı artış suya olan ihtiyacı da yadsınamaz bir oranda artırmıştır. Dünya nüfusunun hızla büyümesine karşılık toplumların su ihtiyacını karşılayan su miktarında herhangi bir artış olmamaktadır ki bu, suyun önemini ve iyi değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir.

Günümüzde ‘mavi altın’ olarak adlandırılan suyun, bugüne kadar ki yanlış değerlendirilmesi ve kontrolsüz işgali yüzünden su kaynakları yok olma seviyesine ulaşmış ya da varolan kaynaklar kullanılamaz hale getirilmiştir. Tüm bahsettiğim bu etkenlerden dolayı bilim dünyasında gelecek yüzyılda su için çıkması muhtemel savaş kaygıları var olmaktadır.


Dünyadaki mevcut her türlü yer altı ve üstü tatlı su kaynakları bilinçsizce sarf edilmiş, kirletilmiş, kaynaklar kurutulmuş ve kullanılamayacak hale getirilmiştir. Bundan dolayıdır ki ileride susuz kalmamak ve insanlığın su ihtiyacını her daim karşılayabilmek adına dünya çapında çeşitli çalışmalar ve uygulamalar aktif olarak devam etmektedir. Yeryüzü kaynaklarının dış etkenlerden ters yönde etkilenmesini engelleyecek çalışmalardan tutun da, temiz suya erişme olanağı olmayan bireylere su sağlama çalışmalarına kadar dayanıyor.

Bugün, Afrika’daki birçok insan kullanılabilir durumda olan sulara muhtaç durumda olmakla beraber, kullandıkları kirletilmiş su kaynakları sayesinde de birçok hastalıkla boğuşmaktadırlar. Peki bizler dünyanın başka topraklarında temiz suya erişim imkanı olmadığı için hastalıklı ve sakat doğan çocukların olduğunun, her yıl milyonlarca insanın ayni nedenden dolayı hayatını kaybettiğinin ne kadar farkındayız acaba?

Dünya Sağlık Örgütü-DSÖ(WHO-World Health Organisation) su üzerine sayısız araştırmalar yapmakta ve temiz suya erişimi olmayan dünya ülkelerine temiz su sağlama çabası içindedir. Bu çalışmalar uzmanlara ek olarak binlerce gönüllü kişiler tarafından yürütülmektedir. Birçok geri kalmış dünya ülkesinde insanlar su için birbirini öldürmekle kalmayıp örgütler tarafından kurulan su çalışma alanlarına kabile reisleri tarafından el konulmakta ve bireylerin suya olan erişimleri bir şekilde kısıtlanmaktadır. Toplum bireylerinin biliçlendirilmesi, hastalıkların merkez noktasını bulmak ve suyun kirlilik kaynağını bulmak için her yıl birçok grup bu ülkelere gitmekte ve çalışmalar yapmaktadır. Bu sayede toplumun su bilinci artırılmakta ,temiz ve içilebilir suya kavuşmaları hedeflenmektedir.
 


Temiz suya erişimin önemi hastalık ve ölümlerin korkutucu oranlarıyla kendisini çarpıcı bir şekilde hissettirmektedir. DSÖ verileri, sağlıksız ve yetersiz su kullanımının 3.dünya ülkelerindeki hastalıkların %80inden sorumlu olduğunu dehşet verici bir şekilde gözler önüne sermektedir. Yılda iki milyarın üzerinde insan malarya, tifo, kolera ve dizentari gibi su merkezli hastalıklardan birine yakalanmakta ve her yıl yaklaşık beş milyon insan bunun sonucunda hayatını kaybetmektedir.
Su kaynakları ve kirlenme faktörleri
İçtiğimiz su, günlük diğer çeşitli ihtiyaçlar için kullanılan su, endüstriyel faaliyetler için gerekli olan su, kısaca yaşamımızı sürdürebilmek için gerekli olan su çeşitli yer altı ve üstü su kaynaklarından temin edilmektedir. Yer altı su kaynakları özellikle kırsal alanda yaşayanlar tarafından kuyular yoluyla doğrudan tarım alanlarının sulanmasında, evlerde ve endüstride yaygın olarak kullanılan su kaynaklarıdır. Yeraltı suları yeraltında toplanır ve toparlanma hızı doğal döngüde oldukça yavaştır, yukarıda da belirttiğim gibi yeraltı sularının kontrolsüz bir şekilde aşırı kullanılması yeraltı sularının seviyesini ciddi bir oranda düşürmüştür. Kaynak suları sanıldığı gibi kaplıcalar, ılıcalar ve benzeri termal sulardan çok yeraltı ile yerüstü sularının arasındaki bir basamaktır ve yeraltı sularında meydana gelen her türlü kirlenme, kaynak suları yoluyla yeryüzüne dek uzanır.

Yer üstü su kaynakları ise denizler, akarsular, göller ve göletler olarak sınıflandırılabilir. Yerüstü sularına insanoğlunun erişimi yeraltı sularına göre daha kolay olduğu için en fazla olumsuz etki yerüstü suları üzerinde oluşmaktadır.

Yer altı sularımızın kirlenmesindeki en büyük etkenlerden biri toprağın insan faktörü tarafından duyarsızca kirletilmesinden dolayıdır. Buna en güzel örnek, aşırı miktarlarda ve bilinçsizce kullanılan zirai mücadele ilaçlarıdır. Kısaca toprağa verilen her zarar dolaylı olarak su kaynaklarını ama belirgin olarak yer altı kaynakları olumsuz olarak etkilemektedir. Yer altı sularının kirlenmesindeki diğer faktörler evsel ve endüstriyel atıkların arıtılmadan alıcı ortamlara (alıcı ortam-Hava, su, toprak ortamları ile bu ortamlarla ilişkili ekosistemler) verilmesidir. Hatırlarsanız Dikmen Çöplüğünden bahsederken bu etkeni açıkça vurgulamıştım. Dikmen çöplüğünden sızan sızıntı suları o bölgedeki toprağı ve bulunan muhtemel su kaynaklarını(yer altı veya üstü) kurtarılamayacak bir şekilde kirletmektedir.

Kanalizayson sisteminin bulunmadığı yerlerde ise tuvalet çukurlarından sızan kirli sular da yer altı suyuna karışarak çeşitli ölümcül olabilecek bulaşıcı hastalıklara neden olabilmektedir.

Daha öncede belirttiğim gibi dünya nüfusunun hızla büyümesine karşılık su kaynaklar miktarlarının sabit olması, sahip olunan kaynakların özenle korunmasını ve kirletilmemesini gerektirmektedir. Lakin, bugun dört tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizde sular, evsel ve endüstriyel atıklarla kirletilmektedir. Katı atıkların kontrolsüzce ve düzensiz olarak alıcı ortama bırakılması , buna ek olarak bilinçsizce uygulanmasına devam edilen zirai ilaçlama ve gübreleme de yerüstü sularının kirletilmesinde önemli rol oynamaktadır.

Kirletilmiş denizlerin, göllerin veya akarsuların olumsuz etkilerinden sadece o suları kullanmayarak veya erişimi engelleyerek kurtulmak mümkün değildir zira doğanın yapısı buna izin vermez. Kirletilmiş bir denizde balıklar, o balıkları tüketen kuşlar ve de tabii ki insanlar mevcuttur. En önemlisi kuşların böyle ortamlarda kirliliği, mevcut mikrop ve hastalıkları kolaylıkla yayma potansiyelidir. Bu yüzden suya verilecek her zarar yine dolaylı veya dolaysız yollarla kirletenleri bulacaktır , bu kaçınılmaz ve kabul etmemiz gereken bir gerçektir, doğaya verdiğimiz her zarar dönüp kapımızı aynen çalmaktadır.

Endüstriyelleşmenin de sular üzerinde göz ardı edilemeyecek olumsuz etkileri mevcuttur ve diğer faktörlere göre çok daha fazladır. Sanayi kuruluşlarının sıvı atıkları su kirliliğine, buna bağlı olarak gelişen toprak ve bitki örtüsü üzerinde aşırı kirlenmelere sebep olduğu ve doğa tahribine yol açtığı bilinmektedir.

Toplum bireyleri olarak bilinçli su kullanımıyla, evlerimizde daha önceden bahsettiğimiz sürdürelebilir uygulamalarla, denizlerimizin kirlenmemesi için göstereceğimiz duyarlılıkla yaşam kalitemizi bozmadan su kaynaklarımızın kirlenmesini ve tükenmesini önleyebiliriz. Dünyada bunca insan susuzluk ve temiz suya erişememe kaygısı ve çaresizliği içerisindeyken, kirletilmiş sulara bağlı hastalıkların pençesindeyken, en azından su kaynaklarımıza karşı ve su kullanımında duyarlı olmamız gerektiği inancındayım.

120
0
0
Yorum Yaz